00:45 | 2 yrs
Hoşgeldin Ey Şehr-i Ramazan
tarafından: Genel Merkez
Ramazan-ı Şerif ayınızı can-ı gönülden tebrik eder, sizlere ve tüm İslam alemine hayırlar getirmesini temenni ederiz.
Bismillahirrahmanirrahim
Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a (c.c) mahsustur. Salât ve selâmlarımız âlemlere rahmet olarak gönderilen ve eşrefi mahlukat olan Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) Efendimize, âline, ashabına, tabiîne ve tebe-i tabiîne, ve mübarek Ramazan-ı Şerifi hakkıyla değerlendirmek için hazırlanıp kulluk vazifelerini eda etmek hevesi ile bekleyenlerin üzerine olsun.
Ramazan-ı Şerifin gerçek manada ne kadar büyük bir hakikat fazilet ve bereket olduğunu bilmeyenlere de Allah Teâlâ’nın (c.c) hidayetinin yetişmesini ve onların kalplerine sadıkane kulluk görevlerini yerine getirme muhabbetini ihsan ve ilham eylemesini Allah Teâlâ (c.c) Hazretlerinden niyaz ederiz.
Allah Teâlâ (c.c) Hazretlerinden Ramazan-ı Şerifi insanlık âleminin bütününün hidayetine vesile eylemesini niyaz ederiz.
Rabbimizden Ramazan-ı Şerifi tevhid akidesine sarsılmaz bir inanç ile bağlanan İslâm âlemi üzerine mübarek kılmasını da niyaz ederiz.
Bu vesile ile Ramazan-ı Şerif hakkında Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyyeden kaynaklanan bazı hususlara mü’min kardeşlerimizin ve mü’min olmayanların dikkatini çekmek isteriz.
Bu niyetle evvela Peygamber (s.a.v) Efendimizin “Ramazanın ilk on günü rahmet, ortası mağfiret, son on günü ise cehennemden azat olma günleridir.” buyurduğu Hadis-i Şerifine çok dikkat etmeliyiz. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Resûlullah (s.a.v) Efendimiz bu Hadis-i Şerifiyle sonsuz hayatımızın bütün kazançlarını bu ay içerisinde elde edebileceğimizi bizlere haber vermektedir.
Gerçekten Ramazan-ı Şerif bir rahmet ve bereket ayıdır.
Allah Zülcelal ezel âleminde Rahman sıfatı ile kainata tecelli edince, kainat bir anda nûra gark olmuştur.
Allah Zülcelal, kainata rahmetiyle tecelli ettiği gibi; samimi bir ihlas ve inançla fikir kapılarını rahmet tecellilerine açan insanların ruhlarını da rahmet deryası içerisinde huzur ve zevkle besler. Böylece insan evvela insan mertebesine ve oradan da melekler mertebesine yükselir. Yani âlem-i süfliden, âlem-i ulviyete yükselirler.
Mü’minler Ramazan-ı Şerifin meleklerin sıfatlarına bürünüp Allah Zülcelâlin güzel ahlâklarıyla ahlâklanıp, Allah Zülcelâle yakınlık kazanacakları bir ay olduğuna inandıktan sonra, bu mübarek ayda mü’minler süflî denilen bu dünya âleminden ulvi âlemlere nasıl yükseleceğini araştırıp gayret etmelidir.
Süfli âlemden ulvi âleme yükselen insanın buradan melekler âlemine nasıl ve ne şekilde intikal edeceğini, o âlemden de Allah Zülcelâle nasıl yakınlık kazanacağını düşünmeye, öğrenmeye, anlamaya, kavramaya ve kavradığı bu hakikatleri yaşamaya ihtiyacı vardır.
Toprağa dikilen bir fidanın yağan yağmur damlaları ve kendisine ulaşan güneşin harareti ile beslendiği gibi; insanda kendisini kemale erdirecek gıdalarla nasıl besleneceğini öğrenmenin gayreti içerisinde olmalıdır.
Gölgede kalıp güneşin hararetinden tamamen mahrum olan bir bitki ve fidan gelişmesini tamamlayamayacağı gibi bizler de Allah Zülcelal Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerinin varlığından haberdar olamazsak, fitne gölgelerinin altından kurtulamayız.
Fakat bizler, bulunduğu kuytu köşeden güneşin hararetine kavuşmak üzere tırmanan bitkiler gibi gayret ettiğimiz zaman, Kur’an-ı Kerim bizleri tıpkı yağmur taneleri ve güneşin hararetiyle beslenen bitkiler gibi besler.
Şunu da bilmeliyiz ki fıtraten güneşe muhtaç olduğu halde, güneşin hararetinden mahrum kalan bir bitkinin üzerine ne kadar çok yağmur yağarsa yağsın o bitki yağan yağmurdan faydadan çok zarar görür.
Onun için Ramazan-ı Şerif bir rahmet ayıdır. Ama bu rahmetten bizleri istifade ettirecek olan Allah Teâlâ’nın (c.c) hidayet güneşi olan Kur’an-ı Kerim’dir.
Varlıklarını devam ettirebilmek için bütün bitkiler ve ağaçlar suya ve güneşe muhtaç olduğu gibi kemalâta ermek için de insanlık âlemi de Kur’an-ı Kerime muhtaçtır.
İnsanlık âlemi hayatının bütün safhalarında Kur’an-ı Kerim’e muhtaç olduğu için Ramazan-ı Şerif, eğitim ayı olarak bizlere Allah Zülcelâlin rahmetinden faydalanabilmemiz için ihsan edilmiştir. Bu aydan hakkıyla istifade edebilmemiz için de muhakkak ki Kur’an-ı Kerim’e muhtacız.
Bir ağaç fidanına rahmet olan yağmur damlalarının bir kısmı ağacın kemale ermesi için güneşin hararetiyle ağacın zirvesine doğru yükselmeye başlar. Böylece ağaçta yeni dal ve budaklar meydana gelir, yaprak, çiçek ve meyveler oluşur. Yağmur damlalarının bazısı ise ağacın toprak altında ki köklerini besler, büyütür ve yere daha sağlam bir şekilde sabitleşmesine vesile olur. Ama neticede kökler toprak altında mahkum ve mahpusturlar. Sonunda çürüyüp yok olmaktan başka bir çareleri de yoktur. Bunun sayısız örnekleri etrafımızda mevcuttur.
Mübarek Ramazan-ı Şerif ayında yeryüzüne yağan rahmet damlaları; bizim için bitkileri ve ağaçları besleyip büyütmek için varlığını feda eden su damlaları gibidir.
Bundan dolayı bizlere bu ayda diğer aylarda da tatbik etmeye alışmamız için, dünya hırsını, yemeyi, içmeyi belirli bir müddet için aradan kaldırıp, üzerimize yağan rahmet damlalarından hakkıyla faydalanarak iman ağacının zirvesine doğru yükselmenin yollarını öğrenmeliyiz.
Bu hususları da Kur’an-ı Kerim ve Resûlullah’ın Hadis-i Şeriflerde beyan ettiği gibi öğrenip yaşamayı, rahmet damlalarımızın üzerimize yağmaya başladığı mübarek Ramazan-ı Şerif ayının ilk gününden itibaren öğrenmeye ve yaşamaya başlamalıyız.
Şunu da bilmelisiniz ki insanlığın kemalâta ermesi ve kurtuluşu şu dört esas içerisinde toplanmıştır
1. GÜZEL İLİM
Güzel ilim her şeyi olduğu gibi öğrenmek demektir. Çünkü ilim her şeyi olduğu gibi tanıtan bir sıfattır. Yanlış bilgi ise insanlara faydadan çok zarar getirir.
2. GÜZEL SÖZ
Güzel söz, bilinen her şeyin gerçek manasıyla anlatılmasıyla meydana gelir. Söz ancak hakikatleri ifade ederse faydalı ve güzel olur
3. GÜZEL İŞ
Güzel iş, her şeyin olduğu gibi anlaşılıp, anlatılarak tatbik edilmesiyle meydana gelir. Çünkü ancak o zaman güzel bilgi ve güzel sözün birleşmesinden güzel işler meydana gelir. Bu üç esasın bir arada bulunmasıyla gerçek manada insan olarak yaşanabilir.
4. GÜZEL AHLAK
Güzel ahlak yukarıda saydığımız bu üç esasın şahitleridir. Kişi güzel bilgi sahibi olur güzel konuşur ve hakikatleri en güzel şekilde yaşarsa güzel ahlak sahibi olarak anılır.
Bu dört esası yerine getirmeyen fert ve toplumların, güzel ahlak sahibi olduklarını iddia etmeleri, onların güzel ahlak sahibi olduklarını göstermez. Çünkü güzel ilim, güzel sözü, güzel söz güzel işi meydana getirmedikçe güzel ahlak da meydana gelmez.
Ramazan-ı Şerif'te Allah Zülcelâl bizleri bu güzellikleri elde edebilmemiz için mecburi bir eğitime tabi kılmıştır. Ramazan-ı Şerif'te orucun farziyeti bunu ispat etmektedir.
Allah Teâlâ (c.c) ayet-i kerimede “Sizden evvelki milletlere orucu farz kıldığım gibi sizlere de takvaya alışasınız diye orucu farz kıldım” buyurmaktadır. Yani Allah Teâlâ’ya (c.c) karşı saygı takınıp yasaklarını terk edip emirlerine itaate alışmak için Allah Teâlâ (c.c) bizleri Ramazan-ı Şerift'e eğitime tabi tutmuştur. Bundan dolayı Ramazan-ı Şerif bir rahmet ayıdır.
Bu rahmet ve feyz ayını en güzel şekilde nasıl değerlendireceğimizi ise Kur’an-ı Kerim’den ve Resulullah (s.a.v) Efendimiz’in hayatından öğrenebiliriz.
Çünkü kurtuluşumuzun temel şartı her şeyi güzel bilmek, güzel anlatmak ve en güzel şekilde hayata aktarmakla mümkündür. Çünkü her şeyi olduğu gibi bilmeden yapmak isteyenler menfaat yerine zarara da uğrayabilirler.
Her mü’min insan kendisinin Allah Teâlâ’nın (c.c) kulluk bahçesinde bir fidan gibi düşünmelidir.
Bu bahçede âyet ve hadisler yağmur damlaları gibi kalbine damlayınca, duygularının bütününü harekete geçirecek olan Allah (c.c) saygı ve korkusunu öncelikle bilmeli ve bu saygı ve korkunun ne şekilde hayatına aksedeceğini öğrenip yaşamaya başlamalıdır ki Ramazan-ı Şerif'te bu fidan kökleri derinlere doğru giden sarsılmaz bir ağaç şekline gelsin. Dallarına dal eklensin, yapraklar ve çiçekler açsın. Etrafında gezinenler ondan faydalı meyveler elde etsinler.
Bizler mü’minler olarak, ağaçlara ulaşıp dal ve yapraklarına doğru yükselen su damlaları gibi takva mektebinin üst sınıflarına doğru koşmalıyız.
Orucun şekliyle ilgili olarak da bir hususa dikkatinizi çekmek isteriz.
Biliniz ki iki çeşit oruç vardır.
1. HELÂLE KARŞI OLAN ORUÇ
Helâle karşı oruç tutmak yani imsakla iftar arasın da yemeyi, içmeyi nefsi arzuları terk etmektir. Helâle olan nimetlere karşı tutulan bu oruç belli bir zaman dilimiyle sınırlıdır. İnsanlarımız bu hususta oldukça hassas davranmaktadırlar. Çünkü bu oruçta ihmalinin karşılığının kefaret olduğunu bilmektedir. Bu şartlara riayet ederek kul vebalden kurtulmuş vazifesini yerine getirmiş olmaktadır.
2. HARAMA KARŞI OLAN ORUÇ
Harama karşı olan oruç ise insanın akıl baliğ olduğu andan başlayarak son nefesine karşı tutması gereken bir oruçtur. Harama karşı olan oruçta bir zaman sınırlaması mevcut değildir. Fakat Allah’ın emirleri bazı hususlarda zamanla ve değişik şartlarla kayıtlıdır. Yasakları ise ebedîdir. Kişinin son nefesine kadar hayatının bütün safhalarını kuşatmıştır. Bundan dolayı insan yasaklara karşı her an oruç tutmalıdır.
Fakat insan unutkan bir varlık olduğundan dolayı Ramazan-ı Şerif ayında bu hakikatleri hatırlamak için her yıl eğitime tabi tutulur.
Bu ayın ikramı ile kişinin unuttuklarını hatırlayıp “ben bu yıl harama karşı hiç oruç tutmadım veya şu eksikleri yaptım” diye düşünüp tövbe etmesine vesile olunmak istenmiştir.
Kişi Ramazan-ı Şerif vesilesiyle Allah’ın (c.c) yasaklarına karşı oruç tutmaya karşı olan ihmalkârlıklarından kurtularak harama karşı olan orucunu tutmaya karar verir.
Muhakkak ki bir insan Ramazanı Şerif'te kasıtlı olarak orucunu bozarsa dünya hayatında hak ettiği cezayı müeyyidenin kefaret olarak tespit edildiğini bilmekte ve dikkatli olmaktadır. Fakat haram olan fiillere karşı olan orucu bozanın cezasını Kur’an-ı Kerimden öğrenme hususunda ihmalkar davranmaktadır.
Halbuki günahlara karşı olan orucu terk etmenin karşılığı bazen insanın dünyevi ve uhrevi hayatının mahvına kadar gitmektedir. Bu hususlar Kur’an-ı Kerim’de açıkça beyan edilmiştir. Mü’minler olarak artık insafa gelip kendimize acıyarak harama karşı olan oruçlarımız hakkındaki ağır ceza-i müeyyideleri düşünmeye başlayalım. Bunları düşünmemenin veya öğrenmemenin bizleri asla mesuliyetten kurtarmayacağını unutmayalım. Şunu da bilelim ki harama karşı tutmamız gereken orucu terk ettiğimiz zaman karşılaşacağımız cezaları hayalimizden dahi ne acıdır ki geçirmeyenlerin sayısı pek çoktur.
Onun için bizler için büyük bir fırsat olan bu mübarek Ramazan-ı Şerif
Ay'ında kendinize dönerek muhasebenizi yapmaya başlayınız.
Güzel ilmin, güzel sözün ve davranışın ne demek olduğunu öğreniriz.
O zaman harama karşı olan orucu tutabilirsiniz.
Ramazan-ı Şerif'te güzel ilmi öğrenerek başkalarına öğretmenin gayretinde olunuz.
Böylelikle başkalarına güzel sözle nasihat ederiz, söylediklerimizi yaşayarak güzel ameller işleyerek Allah’ın (c.c) güzel ahlaklarıyla ahlaklanıp meleklere benzeriz. Çünkü melekler asla isyan etmezler.
Ramazanda yemeyi içmeyi terk ederiz, çünkü melekler de yiyip içmeden yaşarlar.
Ramazan-ı Şerifte nefsin istek ve arzularını da terk ederek ibadetlerimizle Allah’a (c.c) yakınlık sağlarız.
Allah’a (c.c) yakınlık sağlayarak da Allah’ın (c.c) güzel ahlaklarıyla ahlaklanmış oluruz.
Şimdilik kardeşlerimiz bu kısa cümleleri inşallah kendilerine karşı insafa gelerek düşünürler.
Düşüncelerinin neticesinde elde edecekleri güzel ilim, söz, iş ve bunların kontrolcüsü olan güzel ahlaka sahip olarak ağacın damarlarından zirvesine doğru yükselen su damlacıkları gibi vaad edilen büyük mertebelere doğru yükselirler. Aynı zamanda rahmet damlacıklarının bir kısmının da toprakta kaldığını da düşünerek bundaki hikmetleri araştırırlar.
Kişi sahip olacağı güzel ilim, söz, iş ve ahlakla kendisinin manevi kemalata doğru nasıl yükseleceğini öğrenmeye çalışır.
Allah Teâlâ (c.c) her isyana karşı haram orucuna devam etmeyi, güzel ahlakla ahlaklanmayı ve ömrümüzün sonuna kadar bu hususlara bağlı kalmayı cümlemize nasip eylesin.
Velhamdülillahi rabbil alemin.. Amin…
Avrupa Türk Birliği